“Çizgi çizerek her şeyi yapabilirim ben.” dedi. “Çizerim, resmederim. Araya bir çizgi çekerim, sınır koyarım, aşılamaz, engellerim. A’dan B’ye doğru bir çizgi çizerim, birleştirim A’yla B’yi. Altını çizerek anlarım, okuduklarımı. Üstünü çizerim, yok olur. Kendime bir yol çizip oradan gidebilirim.“
“Çizik çizik her yerim. Ellerim de karalı. Bunları da sen mi yaptın?”
29 Mart 2012 Perşembe
27 Mart 2012 Salı
Belli Belirsiz
Yağmurdan sonra sırılsıklamdım. Geri dönmek gerektiğinin farkına vardım.
Soğuk…
…
Ellerim bir ıslanıyor, bir kuruyordu. Damlalar ellerimden kurtulup yere düşüyor, ellerim kuruyor
ve ardından gövdemden ellerime doğru yeni bir akın başlıyordu.
…
Çok zamanım kalmadığını düşündüm. Koşmaya
başladım. Yağmurdan kalan birikintilere aldırmadım. Öyle ya, ıslak olan
ıslanmaz-dı.
25 Mart 2012 Pazar
Saat kaç?
Kol saatimi ileri
alacaktım. Hareket ettirmeye başladıktan sonra yelkovanın en son kaçın üzerinde
olduğuna dikkat etmediğimi fark ettim. Biri bana saati söyleyebilir mi?
23 Mart 2012 Cuma
19 Mart 2012 Pazartesi
Olmayan Üç Saat
Saatimi üç saat geri aldım,
Fazladan üç saatim olsa ne yapardım?
Onu düşündüm olmayan zamanımda,
Sahte ve gerçeğimden çalan anımda.
19.03.2012
Fazladan üç saatim olsa ne yapardım?
Onu düşündüm olmayan zamanımda,
Sahte ve gerçeğimden çalan anımda.
19.03.2012
18 Mart 2012 Pazar
16 Mart 2012 Cuma
Konuşmalar: "Yabancılar"
0-Kalın kalın kitaplar okuduğunu anlattı, sonra sıkılanlar olduğunu fark etti ama konuyu değiştirmedi. Devam etti, gezip gördüğü şehirleri anlatmaya başladı. Dinleyenlerden bazıları anlattığı yerleri önceden görmüştü. Anlattıklarının bir kısmının abartılı, bir kısmının da yanlış olduğunu fark ettiler. Anlattıklarının bir kısmının doğru olmadığını fark ettiklerini anladı ama anlatmaya devam etti, konuyu değiştirmedi.
1-Ne yani, kendini mi övüyordu? Kim bu?
0-Aslında o kadar da basit değildi. Kendini övmek için anlatmıyordu; istediklerini, özlediklerini ve öykündüklerini anlatıyordu. Bunu anlasalardı, anlattıklarının doğru olmadığını bilenler ve anlattıklarından sıkılanlar daha ılımlı olabilirlerdi. Daha ılımlı düşünürler ve ona ve anlattıklarına tahammül edebilirlerdi.
1-Tahammül edemediler mi, ne yaptılar ki?
0-Kimse kötü bir söz söylemedi, hatta çoğu sıkıldığını belli etmemek için çaba harcadı. Ama her hallerinden belli oluyordu ve o da bunu fark ediyordu. Zaten sorun bu halin ortaya çıkması, sıkıntının belli edilmesi ve onun bunu anlaması da değil, sadece onu dinleyenlerin onunla ilgili düşünceleriydi. İçinde bulundukları hal ile davranışlarının yadırganması…
1-Neden insanlar ona katlanmak zorunda olsun, onun insanları kendini bir biçimde göstermek için uydurduklarıyla sıkmaya ne hakkı var? Ve kim o?
0- Böyle bir konuda birinin bir şeye hakkı olduğundan ya da olmadığından söz etmek saçma. Hem de işte sorun, yani onun yadırganmasının asıl sebebi bu. Senin de sahip olduğun bu yanlış algı. Kendini bir şekilde göstermek için yaptığı düşünülen şeyler, alsında aksine hiç de yadırganmayacak, hislerinden kaynaklanıyordu. Aslında onun buna hakkı olmadığını ya da kimsenin ona katlanmak zorunda olmadığını düşünmek, böyle düşünenlerin ve bunu söyleyenlerin kibirliliğini ortaya koyuyor. Karşısındakinin istenmeyen halini onun eksikliğine ya da daha anlaşılabilir bir şeye değil de art niyetli oluşuna bağlamak, bilgiye dayanmıyorsa sorunlu bir ruh halini belli eder. Kimsenin durumun gerçekte nasıl olduğunun farkında olmadığını söylüyorum, yani bilmiyorlardı. Bu nedenle onunla ilgili kötü düşünenler iyi değillerdi.
1-İnsanın kendisini iyi göstermeye çalışması kötü bir şey mi?
0-İnsanın kendisini iyi göstermeye çalışması kötü bir şey olmasa da dinleyenler bunun kötü bir şey olduğuna inanıyor olmak zorundaydılar. Çünkü sıkılmaları ve tahammülsüzlükleri ancak bununla açıklanabilirdi. Kaldı ki insanın kendisini iyi göstermeye çalışması tek başına olmasa da, insanın kendisini olduğundan iyi göstermeye çalışması pekala kötü bir şey. Çünkü bu hile.
1-Bu akşam şehir çok karanlık.
0-Onu anladığım için kendimle gurur duyduğumu söyleyemem ama onu anlamayanlar için üzüldüm.
1-Aman asıl sana yazık. Bir boşboğaz, her kimse, her nedense, özeniyor muymuş, yok başka türlü birisi mi olmak istiyormuş ya da kendini olduğundan farklı mı göstermek istiyormuş, işte niyeyse çok konuşmuş, gevezelik etmiş. Dinleyenler bundan sıkılmış, e ne yapsınlardı, eziyet çekmeye mi geliyor insanlar dünyaya? Madem sıkıcı şeyler oluyordu, sıkılmışlar işte. Neyse, derdi de sana kalmış. Anlatan anlatmış, sıkılan sıkılmış, şimdi herkes yerli yerinde, evli evinde köylü köyünde. Sen burada tasasını çekiyorsun. Acaba Sokak lambaları mı yanmıyor? O yüzden mi böyle karanlık? 0-Karım o benim.
1-Ne olmuş?
0-Şimdi de söylediklerimi, en başından bunu düşünerek değerlendirmen gerekiyor.
1-Yok benim öyle bir derdim.
0-Düşünmüyorsun, düşünmek istemiyorsun.
1-Haydi bakalım, düşünmek istemediğimden değil belki aklım yetmediğindendir. Ne dersin? Böyle bakınca bana kızmak yerine üzülüyor musun?
0-Ya öyle değilse…
1-Şimdi senin karına boşboğaz, geveze falan dedim ya, bilmiyordum ki kim olduğunu.
0-Tamam zaten onun kim olduğunun onun geveze olup olmamasıyla hiçbir ilgisi yok.
1-Evet, dışarı bakınca hiçbir şey görünmüyor. Sadece sokak lambaları değil evlerden de ışık gelmiyor. Tüm pencereler karanlık.
0-Bunları sana karımı övmek ya da kötülemek için söylemedim. Anlattıklarımın hepsini anlıyorsun ama yorum yapmıyorsun, sadece anladığını belli ediyorsun.
1-Neden bana bunları anlattığın konusunda bir fikrim yok, anlattıklarının ilgimi çektiğini de söyleyemem. Karının benim için ne anlamı olduğunu da bilmiyorum.
0-Karım diyorum da, bu onu sahiplendiğim anlamına gelmiyor.
1-Buna sevindim, çünkü insan kendini bir başkasının sahibi görmemeli.
0-Hava aydınlanıyor, biraz uyumalısın.
("Bazen konuşmalar ayırır.")
1-Ne yani, kendini mi övüyordu? Kim bu?
0-Aslında o kadar da basit değildi. Kendini övmek için anlatmıyordu; istediklerini, özlediklerini ve öykündüklerini anlatıyordu. Bunu anlasalardı, anlattıklarının doğru olmadığını bilenler ve anlattıklarından sıkılanlar daha ılımlı olabilirlerdi. Daha ılımlı düşünürler ve ona ve anlattıklarına tahammül edebilirlerdi.
1-Tahammül edemediler mi, ne yaptılar ki?
0-Kimse kötü bir söz söylemedi, hatta çoğu sıkıldığını belli etmemek için çaba harcadı. Ama her hallerinden belli oluyordu ve o da bunu fark ediyordu. Zaten sorun bu halin ortaya çıkması, sıkıntının belli edilmesi ve onun bunu anlaması da değil, sadece onu dinleyenlerin onunla ilgili düşünceleriydi. İçinde bulundukları hal ile davranışlarının yadırganması…
1-Neden insanlar ona katlanmak zorunda olsun, onun insanları kendini bir biçimde göstermek için uydurduklarıyla sıkmaya ne hakkı var? Ve kim o?
0- Böyle bir konuda birinin bir şeye hakkı olduğundan ya da olmadığından söz etmek saçma. Hem de işte sorun, yani onun yadırganmasının asıl sebebi bu. Senin de sahip olduğun bu yanlış algı. Kendini bir şekilde göstermek için yaptığı düşünülen şeyler, alsında aksine hiç de yadırganmayacak, hislerinden kaynaklanıyordu. Aslında onun buna hakkı olmadığını ya da kimsenin ona katlanmak zorunda olmadığını düşünmek, böyle düşünenlerin ve bunu söyleyenlerin kibirliliğini ortaya koyuyor. Karşısındakinin istenmeyen halini onun eksikliğine ya da daha anlaşılabilir bir şeye değil de art niyetli oluşuna bağlamak, bilgiye dayanmıyorsa sorunlu bir ruh halini belli eder. Kimsenin durumun gerçekte nasıl olduğunun farkında olmadığını söylüyorum, yani bilmiyorlardı. Bu nedenle onunla ilgili kötü düşünenler iyi değillerdi.
1-İnsanın kendisini iyi göstermeye çalışması kötü bir şey mi?
0-İnsanın kendisini iyi göstermeye çalışması kötü bir şey olmasa da dinleyenler bunun kötü bir şey olduğuna inanıyor olmak zorundaydılar. Çünkü sıkılmaları ve tahammülsüzlükleri ancak bununla açıklanabilirdi. Kaldı ki insanın kendisini iyi göstermeye çalışması tek başına olmasa da, insanın kendisini olduğundan iyi göstermeye çalışması pekala kötü bir şey. Çünkü bu hile.
1-Bu akşam şehir çok karanlık.
0-Onu anladığım için kendimle gurur duyduğumu söyleyemem ama onu anlamayanlar için üzüldüm.
1-Aman asıl sana yazık. Bir boşboğaz, her kimse, her nedense, özeniyor muymuş, yok başka türlü birisi mi olmak istiyormuş ya da kendini olduğundan farklı mı göstermek istiyormuş, işte niyeyse çok konuşmuş, gevezelik etmiş. Dinleyenler bundan sıkılmış, e ne yapsınlardı, eziyet çekmeye mi geliyor insanlar dünyaya? Madem sıkıcı şeyler oluyordu, sıkılmışlar işte. Neyse, derdi de sana kalmış. Anlatan anlatmış, sıkılan sıkılmış, şimdi herkes yerli yerinde, evli evinde köylü köyünde. Sen burada tasasını çekiyorsun. Acaba Sokak lambaları mı yanmıyor? O yüzden mi böyle karanlık? 0-Karım o benim.
1-Ne olmuş?
0-Şimdi de söylediklerimi, en başından bunu düşünerek değerlendirmen gerekiyor.
1-Yok benim öyle bir derdim.
0-Düşünmüyorsun, düşünmek istemiyorsun.
1-Haydi bakalım, düşünmek istemediğimden değil belki aklım yetmediğindendir. Ne dersin? Böyle bakınca bana kızmak yerine üzülüyor musun?
0-Ya öyle değilse…
1-Şimdi senin karına boşboğaz, geveze falan dedim ya, bilmiyordum ki kim olduğunu.
0-Tamam zaten onun kim olduğunun onun geveze olup olmamasıyla hiçbir ilgisi yok.
1-Evet, dışarı bakınca hiçbir şey görünmüyor. Sadece sokak lambaları değil evlerden de ışık gelmiyor. Tüm pencereler karanlık.
0-Bunları sana karımı övmek ya da kötülemek için söylemedim. Anlattıklarımın hepsini anlıyorsun ama yorum yapmıyorsun, sadece anladığını belli ediyorsun.
1-Neden bana bunları anlattığın konusunda bir fikrim yok, anlattıklarının ilgimi çektiğini de söyleyemem. Karının benim için ne anlamı olduğunu da bilmiyorum.
0-Karım diyorum da, bu onu sahiplendiğim anlamına gelmiyor.
1-Buna sevindim, çünkü insan kendini bir başkasının sahibi görmemeli.
0-Hava aydınlanıyor, biraz uyumalısın.
("Bazen konuşmalar ayırır.")
14 Mart 2012 Çarşamba
Sabah Sabah Olanlar
Nefsim: Canım üç tas has kaysı hoşafı istedi.
Havsalam: Bir şeyin ya doğrudan kendisinin akıbetine ya da o şeyle ilgili başka şeylere bir etkide bulunma umudu taşımanın, o şeye bilinçli, yani refleksif olmayan bir tepki vermenin önkoşulu olduğunu düşündüm.
Tezim:Olduğum yerde sayanora. ("Sayanora"nın doğru yazılışı "sayounara"ymış bir de.)
Havsalam: Bir şeyin ya doğrudan kendisinin akıbetine ya da o şeyle ilgili başka şeylere bir etkide bulunma umudu taşımanın, o şeye bilinçli, yani refleksif olmayan bir tepki vermenin önkoşulu olduğunu düşündüm.
Tezim:Olduğum yerde sayanora. ("Sayanora"nın doğru yazılışı "sayounara"ymış bir de.)
13 Mart 2012 Salı
7 Mart 2012 Çarşamba
Kadayıf
Ben annemin kadayıf yaptığını neredeyse hiç görmemiştim. Sadece bundan birkaç yıl önce bir şeker bayramında misafirlere ikram edilmek üzere bizim evde iki tepsi kadayıf yapılmıştı, çok da güzel olmuştu ama hatırladığım kadarıyla o işte yengemlerin parmağı vardı. Annemin tek başına kadayıf yaptığını hiç görmemiştim. Tabii sadece ben görmemiştim, bu, annemn hiç kadayıf yapmadığı anlamına gilmiyordu. Çünkü, benimle ilgili aile arasında meşhur ve zaman zaman dillendirilen şöyle bir anekdot var: Ben çocukken soğanı çok severmişm. Öyle çok severmişim ki, zamanlardan bir zaman kadayıfın yanında soğan yediğim görülmüş. Evet evet, haıtrlıyorum, ben kadayıfla soğan yemiştim çocukken, hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Bunu kendi kendime meşrulaştırmaya çalıştım yıllarca. Mesela kahvaltıda aynı lokma içinde bal ve zeytin yerim. Burdan yola çıkıp, tatlı ve tuzlunun bir şekilde birbirini dengelediğini ve bunun hoşa gidecek bir şey olduğunu varsayarak kadayıf ve soğan ikilisini de değerlendirmeye çalıştım. E bal ve zeytinin sadece daha sert bir versiyonuydu kadayıf ve soğan. Sonunda gerçekle bugün yüzleştim. Annem gözlerimin önünde kadayıf yaptı. Yufkacıdan aldığı yarım kilo kadayıfı, kağıdından çıkardı didikledi, yağladı. Sonra götürdü fırına koydu pişirdi. Şerbet döktüğünü de söylüyor ama o kısmı ben görmedim. Sonuçta bir tepsi kadayıfımız var, yedim bugün ondan. Yedim ki ne yiyeyim, ben tatlı türünde bir şey yiyeceğimi umuyordum, oysa yediğim şeyden şeker tadı gelmiyordu. Kuruydu ve insanın boğazında kalıyordu. Evet, tam olarak ekmek gibiydi, tek başına gitmezdi. Sonunda anladım neden bir zaman annemin yaptığı kadayıfın yanında soğan yediğimi.
3 Mart 2012 Cumartesi
Savaş Hukuku
Savaş hukuku diye bir şeyden bahsedip duruyorlar. Bunu bir türlü anlayamıyordum. Amacına ulaşmak için öldürmenin araç olarak kullanıldığı bir toplu eylem biçimi, nasıl olur da kurallara bağianabilirdi? Tüm kurallar içinde en büyüğünün "Hiçbir insanı öldürme." olduğunu kabul ediyorduk ve bir yerde bu kuralın ihlaline izin varsa, artık diğer kuralların hiçbir anlamı yoktu. Sonra bir gün aklıma başımdan geçen bir olay geldi. 15-16 yaşlarındaydım. Birileri bir nedenle bana bir düşmanlık beslemiş, bir gün okuldan eve dönerken yolumu kestiler. Birkaç kişiydiler. Aralarından sadece biri benimle muhatap oluyordu. Konuşarak başlayıp, tartışmayı kızıştırıp devamını getirmek istedikleri anlaşılıyordu. Başladık konuşmaya, bir süre geçti. Artık birilerinin ilk vuruşu yapması gerekiyordu. Bunun kararını da verdiler ve "Gözlüğünü çıkart bakayım."dedi benimle konuşan kişi. Çıkarmadım. Israr ettiler. Ben de gözlüğümü çıkarmamakta ısrar ettim ve kavga çıkmadı. Buna da anlam veremedim yıllar boyunca. Ne ilgisi vardı, madem bana zarar vermek istiyorlardı gözlüğüm yüzümdeyken vursalardı. Savaş hukuku denilen şeyle bana gözlüklüyken vurmayan düşmanlarımı(?) birlikte düşündüğümde ikisini de biraz anlar gibi oluyorum artık. Herhalde savaş hukuku böyle bir şeyi emrediyor. Yine de hala emin değilim.
2 Mart 2012 Cuma
Kayda Geçsin
Yırtık bir kağıda yazmışım, tarih yok ve kategori(?) dışı. Kaybolabilir, korumaya alayım diyorum:
"Bir bir geçiyor günler,
Bir bir tanıyorsun,
Bir bir uzaklaşıyorsun,
Bir bir alıyorsun,
Bir bir veriyorsun.
Bir buluyorsun,
Bir kaybediyorsun.
Bir orada,
Bir burada.
Bir var,
Bir yok.
Bir bir
Berabere."
"Bir bir geçiyor günler,
Bir bir tanıyorsun,
Bir bir uzaklaşıyorsun,
Bir bir alıyorsun,
Bir bir veriyorsun.
Bir buluyorsun,
Bir kaybediyorsun.
Bir orada,
Bir burada.
Bir var,
Bir yok.
Bir bir
Berabere."
1 Mart 2012 Perşembe
Konuşmalar: "İlgisiz"
1-Sana baktığımda ne görüyorum biliyor musun?
0-Tam olarak bilmiyorum tabii ki, ama tahmin edebilirim.
1-Tamam tahmin et o zaman.
0-Bana baktığında normal koşullar altında, beni görmen gerekiyor. Sarhoş değilsen ya da bilincini ve algını derinden etkileyecek bir şeye maruz kalmadıysan öyle olmalı.
1-Ne yapmaya çalışıyorsun? Ya da neden böyle yapıyorsun?
0-Ne yapıyorum?
1-Ne yapmaya çalıştığını gerçekten bilmiyorum ya da anlamıyorum. Sana "Sana baktığımda ne görüyorum biliyor musun?" diye sorarken aslında "Sana senin hakkında düşündüklerimle ya da hissettiklerimle ilgili bir şey söylemek istiyorum." demeye çalıştığımı anlıyorsun. Ama bunu anlamamış gibi davranıp beni reddediyorsun.
0-Evet, anlamışsın, reddediyorum. Sen de farkındasın ki ben de "Bana baktığında... ...beni görmen gerekiyor." derken sadece bana söylemek istediğin şeyi dinlemek istemediğimi anlatmaya çalışıyorum. Geçiştiriyorum ya da daha açık bir deyişle reddediyorum.
1-Amacım sana sadece seninle ilgili düşündüğüm bazı şeyleri söylemekti. Sen bunu reddettiğine göre öncelikle aşmamız gereken sorun bu. Neden sana seninle ilgili düşündüğüm bir şeyi söylememe izin vermiyorsun?
0-Bu benim karar verebileceğim bir şey değil. Sen bana bunu isteyip istemediğimi soruyorsun, ben de istemediğimi söylüyorum.
1-Peki neden istemiyorsun?
0-İstemek her zaman mantıksal tutarlılığı sorgulanabilecek bir önermeler zincirinde bulunmaz. Yani bir şeyi istemenin ya da istememenin açıklanabilecek bir sebebi olmayabilir. "Açıklanabilecek" derken bunu açıklayıp açıklamayacağından söz edilen kişinin tericihine göre "açıklamayacağı" bir şeyden değil, gerçekten rasyonel bir sebebi bulunmadığı için açıklanması mümkün olmayan bir şeyden söz ediyorum. İstemiyorum, çünkü öyle hissediyorum.
1-Yanılıyorsun, bunun bir sebebi olabilir. Böyle hissetmenin bir ya da birçok nedeni vardır. İçinde bulunduğun, hislerinin o şekilde oluşmasına neden olan koşullarla ilgilidir herhalde.
0-Ya da genetik kodlarımla ilgilidir... Aslında bunun bir önemi de yok. Bu konuda yapabileceğimiz bir şey de yok. Söyleyeceğin şeyi duymak istemememin sebebinin ne olduğunu bulsak ne olur ki? Diyelim ben "korkak" bir kişiyim. Doğuştan böyleyim ya da öyle yetiştirildim, bunu tespit etsek bu bize ne sağlar?
1-Bunun bize bir şey sağlaması mı gerekiyor?
0-Sanki sonuçta sorunu çözeceksin, beni söyleyeceklerini dinlemeye istekli bir duruma getirip de ne söyleyeceksen söyleyeceksin... Yani bunun için çabalıyorsun, bunun için konunun üzerine gidiyorsun, beni de bunun için zorluyorsun gibi geliyor.
1-Öyle olabilir, bundan emin değilim ama bu akla yatkın bir açıklama. O halde bunu böyle kabul edip başka bir şey üzerine düşünelim. Benim az önce açıkladığın gibi bir amacım var ve onun için çabalıyorum, peki sen neden bunu sürdürüyorsun? Neden bu konuşmayı sürdürüyorsun?
0-Bu tür şeyleri seviyorum, düşünmeyi seviyorum, akıl yürütmeyi seviyorum. Konu ilgimi çekmese de düşünüp üzerine konuşacak, tartışacak bir şeyler çıkıyorsa devam edebilirim.
1-Hava kararmadı ama sokak lambalarını yaktılar.
0-Evet genelde öyle yapıyorlar, kararmasına az bir zaman kaldı ondan. Havanın kararması bir anda gerçekleşen bir şey olmadığı için, yani havanın ne zaman karardığı ya da kararacağı tam olarak kestirilemedeğinden sokak lambaları biraz erken açılarak hava kararmışken karanlıkta kalma irski üstlenilmeyip biraz gereksiz enerji kaybı göze alınıyor.
1-Acaba gerçekten bunları düşündüler mi?
0-Şu anda şu gördüğün ışıkların saat kaçta yakılacağına karar verenler düşünmemiş olabilirler ama öyle olsa bile birileri bir zaman düşünmüş ve bunu bir alışkanlık ya da bir kural haline getirmiştir. Tarihin mirasına ne şekilde sahip olduğumuzun ya da onu nasıl kullandığımızın farkında olmayabiliriz.
1-Gidelim.
0-Tam olarak bilmiyorum tabii ki, ama tahmin edebilirim.
1-Tamam tahmin et o zaman.
0-Bana baktığında normal koşullar altında, beni görmen gerekiyor. Sarhoş değilsen ya da bilincini ve algını derinden etkileyecek bir şeye maruz kalmadıysan öyle olmalı.
1-Ne yapmaya çalışıyorsun? Ya da neden böyle yapıyorsun?
0-Ne yapıyorum?
1-Ne yapmaya çalıştığını gerçekten bilmiyorum ya da anlamıyorum. Sana "Sana baktığımda ne görüyorum biliyor musun?" diye sorarken aslında "Sana senin hakkında düşündüklerimle ya da hissettiklerimle ilgili bir şey söylemek istiyorum." demeye çalıştığımı anlıyorsun. Ama bunu anlamamış gibi davranıp beni reddediyorsun.
0-Evet, anlamışsın, reddediyorum. Sen de farkındasın ki ben de "Bana baktığında... ...beni görmen gerekiyor." derken sadece bana söylemek istediğin şeyi dinlemek istemediğimi anlatmaya çalışıyorum. Geçiştiriyorum ya da daha açık bir deyişle reddediyorum.
1-Amacım sana sadece seninle ilgili düşündüğüm bazı şeyleri söylemekti. Sen bunu reddettiğine göre öncelikle aşmamız gereken sorun bu. Neden sana seninle ilgili düşündüğüm bir şeyi söylememe izin vermiyorsun?
0-Bu benim karar verebileceğim bir şey değil. Sen bana bunu isteyip istemediğimi soruyorsun, ben de istemediğimi söylüyorum.
1-Peki neden istemiyorsun?
0-İstemek her zaman mantıksal tutarlılığı sorgulanabilecek bir önermeler zincirinde bulunmaz. Yani bir şeyi istemenin ya da istememenin açıklanabilecek bir sebebi olmayabilir. "Açıklanabilecek" derken bunu açıklayıp açıklamayacağından söz edilen kişinin tericihine göre "açıklamayacağı" bir şeyden değil, gerçekten rasyonel bir sebebi bulunmadığı için açıklanması mümkün olmayan bir şeyden söz ediyorum. İstemiyorum, çünkü öyle hissediyorum.
1-Yanılıyorsun, bunun bir sebebi olabilir. Böyle hissetmenin bir ya da birçok nedeni vardır. İçinde bulunduğun, hislerinin o şekilde oluşmasına neden olan koşullarla ilgilidir herhalde.
0-Ya da genetik kodlarımla ilgilidir... Aslında bunun bir önemi de yok. Bu konuda yapabileceğimiz bir şey de yok. Söyleyeceğin şeyi duymak istemememin sebebinin ne olduğunu bulsak ne olur ki? Diyelim ben "korkak" bir kişiyim. Doğuştan böyleyim ya da öyle yetiştirildim, bunu tespit etsek bu bize ne sağlar?
1-Bunun bize bir şey sağlaması mı gerekiyor?
0-Sanki sonuçta sorunu çözeceksin, beni söyleyeceklerini dinlemeye istekli bir duruma getirip de ne söyleyeceksen söyleyeceksin... Yani bunun için çabalıyorsun, bunun için konunun üzerine gidiyorsun, beni de bunun için zorluyorsun gibi geliyor.
1-Öyle olabilir, bundan emin değilim ama bu akla yatkın bir açıklama. O halde bunu böyle kabul edip başka bir şey üzerine düşünelim. Benim az önce açıkladığın gibi bir amacım var ve onun için çabalıyorum, peki sen neden bunu sürdürüyorsun? Neden bu konuşmayı sürdürüyorsun?
0-Bu tür şeyleri seviyorum, düşünmeyi seviyorum, akıl yürütmeyi seviyorum. Konu ilgimi çekmese de düşünüp üzerine konuşacak, tartışacak bir şeyler çıkıyorsa devam edebilirim.
1-Hava kararmadı ama sokak lambalarını yaktılar.
0-Evet genelde öyle yapıyorlar, kararmasına az bir zaman kaldı ondan. Havanın kararması bir anda gerçekleşen bir şey olmadığı için, yani havanın ne zaman karardığı ya da kararacağı tam olarak kestirilemedeğinden sokak lambaları biraz erken açılarak hava kararmışken karanlıkta kalma irski üstlenilmeyip biraz gereksiz enerji kaybı göze alınıyor.
1-Acaba gerçekten bunları düşündüler mi?
0-Şu anda şu gördüğün ışıkların saat kaçta yakılacağına karar verenler düşünmemiş olabilirler ama öyle olsa bile birileri bir zaman düşünmüş ve bunu bir alışkanlık ya da bir kural haline getirmiştir. Tarihin mirasına ne şekilde sahip olduğumuzun ya da onu nasıl kullandığımızın farkında olmayabiliriz.
1-Gidelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
