27 Aralık 2012 Perşembe

Şakalar ve Gerçekler

Yapılan şakanın altında bir gerçek yatıyorsa, şakayı yapan kişi, büyük ihtimalle ya o konuda dürüst değildir, ya da medeni cesareti zayıftır.

11 Aralık 2012 Salı

Feeling

The song that you sing tells a soul what i think.
The hall in my soul causes a soiled feel.

29 Kasım 2012 Perşembe

Konuşmalar: "Anlatış"

0-Nasılsın?
1-İyiyim.
0-Tabii sen bana sormayacaksın değil mi?
1-Yoo, sorabilirim. "Sen nasılsın?"
0-"Eh işte...", içinden gelmiyor değil mi?
1-Öyle ya da böyle, bunun gerçekten hiçbir önemi yok.
0-Bence var. Sana kızıyorum, ne hale getirdin...
1-Ben hiçbir şey yapmadım. Ve umarım ben hiçbir şey de yapmayacağım...
0-Ne demek istiyorsun? Neden böyle oldu? bunu düzeltmek içn bir şey yapmayacak mısın?
1-Ben bununla ilgili bir şey yapıp yapmama konusunda karar verme ihtiyacı hiç hissetmedim. Ama beni daha çok yaralamaya başlıyor. Belki bunu engelleyebilirim diye bir şeyler söylesem...
0-Elbette.
1-Bir insanın bir insana kötülük etmesinden daha kötü olan şey, bir insanın bir insana kötülük ettirmesidir. Ben bana kötülük ettiğini söylemedim hiç. Etmiş olabilirsin de olmayabilirsin de. Ama etmemiş olsan da bu bir şeyi değiştirmez, ben şimdi kötülükten de daha kötü olanın olmasını istemiyorum. Kötülük etmek istemiyorum. Kötülük ettirmeni istemiyorum. Lütfen bunu yapma. Aslında hem senin için hem de benim için davranışla ilgili bir şey değil bu, durumla ilgili. Bu yüzden konuşuyorum zaten. Yoksa konuşacak bir şey olmazdı. Bu ihtimalde konuşmak, konuşmam daha önemli.
0-Ben sana güvenebilceğimi sanıyordum, sense bana kötülük edebileceğinden hem de sana bunu benim yaptıracağımdan söz ediyorsun.
1-Hayır. Tabii bu aşamada yanlış anlaman normal. Anlatmam gerek. Umarım başarabilirim. Kötülük etmek her zaman davranışta bulunanla ilgili değildir. Ya da aslında burada "yapmak"tan "etmekten"ten değil de "olmak"tan söz etsek daha doğru olur. "Kötülük etmek"ten değil de "kötü olmak"tan. Yine de "olmak" yerine "yapmak/etmek"ten söz edişim de bilinçli bir tercih. Çünkü olmak geniş zamanlı ve aslında zamansız bir anlatım biçimi. O yüzden kötü olmaktan söz etsem çok daha yanlış bir anlatım olur. Bir kişinin kötü olmasından söz etmek, onun bir kişilik özelliğini anlatmak gibi görünür. Ondaki genel bir nitelik olduğu söylenmiş olur sanki kötülüğün. Oysa ben belirli bir duruma ilişkin kötülükten söz ediyorum. Sadece belirli bir konuyla ilgili, belirli bir kişiye karşı, belirli bir kişiden dolayı ve tüm bunlarla sınırlı. Çok dağıttım. İşte bu sınırlar dahilinde gerçekte bir kötü olmaktan, kötülük yapmak diye bahsettiğimi söyleyip bu tercihle devam edeyim. Kötülük yapmak diyordum, aslında ne kötülük yapanın kendisiyle, ne de bir üçüncü kişinin algısıyla ilgilidir. Yapılanın kötülük olup olmadığı tamamen maruz kalanla, yani mağdur olanla ilgilidir. Onun adlandırması olabilir ancak kötülük. İşte en başta söylediğimle anlatmaya çalıştığım şey, sen bana kötülük etmiş olabilirsin, bu olasılık gerçekleştiyse, bundan daha kötüsü senin benim sana kötülük ettiğimi düşünmendir. Öyleyse benim sana kötülük etmediğimi sana anlatmam ve de senin buna ikna olman gerek. Oysa, benim sana, şu anda yaptığım gibi,  sadece kötülük etmediğimi söylemekten başka bir şey anlatacak gücüm yok, imkanım da yok. Bu da benim çaresizliğim. Sana bunu kanıtlayamam, farkında değilsen tek yolu inanman.  

20 Eylül 2012 Perşembe

Zorluk

Çözemiyorsan zordasın,
Anlamıyorsan daha da zordasın,
Anlatamıyorsan çok zordasın,
Anlatılamayacak bir şeyse çaresizsin.
Çaresizim, bir insan olarak,
Akıntıya kürek çeken bir avanak.

31 Ağustos 2012 Cuma

Kişisel Devir

Eve gelir gelmez yeni aldığım elbiselere açıp bakmadığımı fark ettiğimde, eve gelişimin üzerinden yaklaşık iki saat geçmişti. Farklı birçok şey ile ilgili işaret sayılabilecek, hayatımdaki çeşitli değişiklikleri zaman zaman fark ediyorum; ama bu şey sanki benim için bir devrin bitip başka bir devrin başladığını gösteriyor. Devirlerimin adı yok, yaşlanmadım yani mesela.

27 Haziran 2012 Çarşamba

Görece


Bazı karartılar vardı, ya da bazı yerlerde ışık yoktu. Nereden baktığına bağlı…

24 Haziran 2012 Pazar

İçimde Kalan


İçimde kaldı,
bir şarkı,
söyleyemediğim,
ve sözlerini bilmediğim.

15 Haziran 2012 Cuma

Y-L-N


Yalın: Karmaşık olmayan.
Yalın-ım: Karmaşık değilim.
Yalın-ız: Karmaşık değiliz.
Yalın-ız-ım: Karıştı...

12 Haziran 2012 Salı

Ağacın Arkasındaki


         Gövdesi gövden kadar ya da daha geniş bir ağaca doğru her yürüdüğünde, senin kadar birisi de, ağaç köşe kabul edildiğinde ağacın bulunduğu noktadan senin bulunduğun noktaya doğru çizilebilcek doğru parçası ile onun bulunduğu noktaya doğru çizilebilecek doğru parçası yüz seksen derecelik bir açı oluşturacak biçimde ve bu konumu sürekli koruyarak seninle aynı hızda sana doğru yürümeye başlar ve sen onu hiçbir zaman göremezsin.

7 Haziran 2012 Perşembe

Sanat ve Edebiyat Üzerine

    Sanat ve edebiyat en işlevsel açıklayıcı bilim(explanatory science) dallarıdır. Bir sınıflandırmaya göre iki tür bilim vardır. Bunlardan biri öngörücü(predictive), diğeri de açıklayıcı(explanatory)dır. Bunlar bir bütün olarak bilimin farklı özellikleri olarak da kabul edilebilir. Buna göre bilim, olan biteni açıklar ve olacakları tahmin etmeye çalışır. Bir şeyin bilimsel sayılabilmesi için bu özelliklerden birisini taşımasının yeterli olup olmadığı ise ayrıca tartışmalıdır. Buna ilişkin tartışmalar bir yana, sırf açıklayıcı olma özelliğini taşıyan bir uğraşının bilim olduğu kabul edilirse, sanat ve edebiyatın da birer bilim dalı olduğu sonucuna varılır. Ayrıca, bunlar tüm açıklayıcı bilimler arasında da en işlevsel olanlarıdır. Sanat ya da edebiyat olmayan diğer tüm açıklayıcı bilim türlerinin amacına ulaşmak, yani açıklamak için ciltlerce ürün ortaya koymasının şart olduğu bir konuda sanat ve edebiyatın aynı sonuca tek bir söz, tek bir ses, tek bir renkle ulaşılabilme imkanı vardır. Hem de çoğu zaman sanat ve edebiyat bu çerçevedeki amacına ulaştığında, yani açıkladığında, diğerlerine göre çok daha etkili olur. Bir örnek verelim. Acaba “Irsi Monarşi”yi şu satırlardan daha iyi anlatabilecek bir siyaset bilimi veya hukuk eseri yazılabilir mi?
“YILAN
Hatırlarım, güzel güneşli bir gündü. Kır gezintimiz sırasında, o koca yılan babamı sokup öldürdü.
Böylece kabilenin başına ben geçtim.”
Ferit EDGÜ, “Yılan” Leş- Toplu Öyküler- içinde, Sel Yayınları, İstanbul 2010, s. 131.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Sözlü Esli Üç İkilik

Koşturuyordu durmadan, uzun boylu sarı kız,
Kafa sersem dumandan, uzağında kalmışız,
-Kafasını kaldırdı.-

Bize baktı bir süre, başta aldırmıyordu,
Giderken süzdü bizi, hiç de çaktırmıyordu,
-“Gitme” dedik.-

Cevap vermedi, belki duymadı gitti,
Geri gelmedi,  her şey orda bitti,
-Beraber ayrıldık.-

Düş Kırıklığı

Gördüğümüz düşlerin gerçekleşmeleri halinde dahi bizi sandığımız kadar mutlu etmeyeceklerini bilir, bunu yaşadığımızda da çoğunlukla fark ederiz. Bu yaşantıya da düş kırıklığı deriz. Öyleyse düş kırıklığı, sadece düşlerin gerçekleşmemesi değil, aynı zamanda beklendiği gibi gerçekleşmemesi halinde de yaşanan duygudur. O halde bir düşün gerçekleşmesi de, gerçekleşmemesi de düş kırıklığına yol açar. Oysa her durumda yaşantımızın düş kırıklığı olacağı gerçeği, düşlerimiz gerçekleşmediğinde bizi avutmaz. Gerçekleşen düşlerin yol açacağı düş kırıklığını, gerçekleşmeyen düşlerin yol açacağı düş kırıklığına tercih ederiz. Adalet, düş kırıklığının da hak edildiği gibi yaşanabilmesini talep eder.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ara Toplam

Şu sıralarki uyumsuzluğum, muzırlığımdan değil 'loser'lığımdan.

12 Nisan 2012 Perşembe

Sevgili Günlük

Bugün çok yağmurlu, ıslak bir gündü.
Hayır hayır, o yağmurlu gün dündü.
Hastayım birkaç gündür kalkamıyorum yerimden,
Unutuyorum, hiçbir şeyi de ayıramıyorum birbirinden.

8 Nisan 2012 Pazar

Gnossienne No:1


Söz ile çalınmayan müzik çoğunlukla bize bizi söyler. Kimi zaman hiç de farkında olmadığımız halimizi olduğu gibi bize der. Bu müzik de bana şunu diyor: Huzurlu gibisin, ama bu halin bir zorluğu başarıyla aştığından değil, sana acı veren bir şeyi kabullendiğinden. Yine de hem başarısızlık hem isyan yerine kabullenmek sanki daha iyi. Doğru yaptığına inandığın için huzurlusun, yine de hala acı çekiyorsun.

6 Nisan 2012 Cuma

Kitaplar


Kitaplar ikiye ayrılır. Bir kollarını açmış göğe bakanlar, bir de yüzükoyun yeri saranlar. Birincisi “Al oku!” der, “Al neremi istiyorsan oku, aç sayfamı bırak beni oracıkta. Kapanmam, neremi açtıysan oramı gösteririm. Kapanıp da saklamam kendimi.” İkincisi ise inatçıdır, arsızdır. Hiçbir şey demez. Açar da bırakırsan okuyacağın yeri, kapatır, saklar kendini. Aslında ilki önceden çok okunduğundan öyledir, ikincisi de henüz yenidir, pek okunmamıştır. Öyle ya hepsi de iki yüzlü…

1 Nisan 2012 Pazar

Bugünün Özlenecek Oluşunun İyileştirmezliği

Gelecekte bir gün bugünümü özleyeceğimden adım gibi emin olmama rağmen bugün bugünümden memnun olmadığımı fark edince kafam karışıyor. Çünkü gelecekte bir gün bugünümü özleyecek olmam, o gelecekteki günün bugünden daha kötü bir gün olacağı varsayımına dayanmadığı gibi, tek başına öngörüm benim için bugünü daha yaşanır kılmıyor. Yani gelecek daha iyi olsa da bugünü özleyeceğim, ama bugünü özleyeceğimi bile bile bugünü sevmeyebiliyorum.

29 Mart 2012 Perşembe

Çizgi

“Çizgi çizerek her şeyi yapabilirim ben.” dedi. “Çizerim, resmederim. Araya bir çizgi çekerim, sınır koyarım, aşılamaz, engellerim. A’dan B’ye doğru bir çizgi çizerim, birleştirim A’yla B’yi. Altını çizerek anlarım, okuduklarımı. Üstünü çizerim, yok olur. Kendime bir yol çizip oradan gidebilirim.“

“Çizik çizik her yerim. Ellerim de karalı. Bunları da sen mi yaptın?”

27 Mart 2012 Salı

Belli Belirsiz


Yağmurdan sonra sırılsıklamdım.  Geri dönmek gerektiğinin farkına vardım. Soğuk…
Ellerim bir ıslanıyor, bir kuruyordu. Damlalar ellerimden kurtulup yere düşüyor, ellerim kuruyor ve ardından gövdemden ellerime doğru yeni bir akın başlıyordu.
Çok zamanım kalmadığını düşündüm. Koşmaya başladım. Yağmurdan kalan birikintilere aldırmadım. Öyle ya, ıslak olan ıslanmaz-dı.