7 Mart 2012 Çarşamba

Kadayıf

Ben annemin kadayıf yaptığını neredeyse hiç görmemiştim. Sadece bundan birkaç yıl önce bir şeker bayramında misafirlere ikram edilmek üzere bizim evde iki tepsi kadayıf yapılmıştı, çok da güzel olmuştu ama hatırladığım kadarıyla o işte yengemlerin parmağı vardı. Annemin tek başına kadayıf yaptığını hiç görmemiştim. Tabii sadece ben görmemiştim, bu, annemn hiç kadayıf yapmadığı anlamına gilmiyordu. Çünkü, benimle ilgili aile arasında meşhur ve zaman zaman dillendirilen şöyle bir anekdot var: Ben çocukken soğanı çok severmişm. Öyle çok severmişim ki, zamanlardan bir zaman kadayıfın yanında soğan yediğim görülmüş. Evet evet, haıtrlıyorum, ben kadayıfla soğan yemiştim çocukken, hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Bunu kendi kendime meşrulaştırmaya çalıştım yıllarca. Mesela kahvaltıda aynı lokma içinde bal ve zeytin yerim. Burdan yola çıkıp, tatlı ve tuzlunun bir şekilde birbirini dengelediğini ve bunun hoşa gidecek bir şey olduğunu varsayarak kadayıf ve soğan ikilisini de değerlendirmeye çalıştım. E bal ve zeytinin sadece daha sert bir versiyonuydu kadayıf ve soğan. Sonunda gerçekle bugün yüzleştim. Annem gözlerimin önünde kadayıf yaptı. Yufkacıdan aldığı yarım kilo kadayıfı, kağıdından çıkardı didikledi, yağladı. Sonra götürdü fırına koydu pişirdi. Şerbet döktüğünü de söylüyor ama o kısmı ben görmedim. Sonuçta bir tepsi kadayıfımız var, yedim bugün ondan. Yedim ki ne yiyeyim, ben tatlı türünde bir şey yiyeceğimi umuyordum, oysa yediğim şeyden şeker tadı gelmiyordu. Kuruydu ve insanın boğazında kalıyordu. Evet, tam olarak ekmek gibiydi, tek başına gitmezdi. Sonunda anladım neden bir zaman annemin yaptığı kadayıfın yanında soğan yediğimi.